İktidar partisi AKP, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması halinde bir tepki gösterileceğini hesaplamış mıydı? 

Kesinlikle evet. 

Çünkü kanıtlar onu gösteriyor. 

Gözaltının gerçekleştiği 19 Mart sabahında, şehir dışından takviye polisler hazır edilmiş, sosyal medya yavaşlatılmış, İstanbul’daki ulaşım ağlarının bir kısmı kontrol altına alınmış, toplantı, gösteri yasakları uygulamaya konmuştu bile. Yargı eliyle başlatılan operasyonda arka planda işletilen bir mekanizma olduğunun temel göstergesi bunlar. Bir ölçme biçme yapılmış yani.  

Peki iktidar, toplumsal tepkinin bu boyutta olacağını, dallanıp budaklanacağını öngörmüş müydü?

Muhtemelen hayır. 

Çünkü öyle olsaydı üç günde ekonomide ortaya çıkan kayıp karşısında paniğe kapılmazdı. Hafta sonunda bankacıları toplayıp önlem almakla uğraşmazdı. Son dakika sürpriziymiş gibi yapıp, üniversite öğrencileri de tatil sözünü duyunca koşa koşa seyahate giden muhalifler de bir an önce dağılsın, bu arada hava da değişsin diye bayram tatilini 9 güne uzatmazdı. 

Daha ileri bir yorumla, muhtemelen İmamoğlu sadece yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanmaz, terör dosyasından da hakkında tutuklama kararı verilirdi. 

“Konunun iktidarla ne alâkası var, bu yargının konusu” diyenler için hazırda bekleyen söz kalıbımız var: Burası Türkiye. Ülkenin cumhurbaşkanının daha soruşturma safhasında “Turpun büyüğü heybede” diyebildiği yerin adıdır burası. O yüzden “yok artık” denilen her şey olabilir.  

Ayrıca İmamoğlu tutuklandığından bu yana iktidar kanadından yapılan açıklamalarda sadece yolsuzluk soruşturması üzerinden eleştirilerin yöneltilmesi, henüz terör bölümüne girilmemiş olması dikkat çekiyor. “Hakkında zaten yolsuzluktan dolayı bir tutuklama kararı var, ondan terörden tutuklanmadı” gerekçesine kimse inanmıyor. 

İmamoğlu’nun terörden tutuklanmamasının iki nedeni

Ankara’da bazı söylentiler var. 

İmamoğlu’nun terörden tutuklanmamasının iki nedeni olabileceği konuşuluyor. 

Kimilerine göre bunun nedeni; terörden tutuklama İBB’ye kayyum atanmasını gerektireceğinden, bunun tepkiyi daha da büyüteceği, ekonominin daha da zora gireceği endişesinin hâkim olması. Gözaltı kararına verilen tepki iki yılda biriktirilen rezervin yarısının üç günde erimesi olduğundan, bir “kal geldi.”  O yüzden terörden tutuklamanın “şimdilik” cepte tutulmasına karar verildi. 

Kimileri de DEM Parti’den iktidara giden telkinin etkili olduğunu söylüyor.  PKK’nın silah bırakması için bir süreç yönetilmeye çalışılırken, DEM’in “Kent Uzlaşısı” adı verdiği seçim işbirliği nedeniyle gerçekleşen tutuklamaların soru işareti yaratacağı kulaktan kulağa dolaştı. Yargıya da bu nasıl olduysa ulaştı. 

Umulan, bulunan farkı 

AKP’nin hesabını şaşırtan faktörlerden biri ve muhtemelen en önemlisi, CHP’den bağımsız olarak toplumsal muhalefetin hızla ve güçlü bir biçimde sahneye çıkması.

AK Parti’nin hesabını şaşırtan başka bir faktör de CHP’nin tutumu. CHP’nin onca hatasına, onca tartışmaya rağmen yerel seçimlerde gösterdiği başarıyı tekrarlayabileceğini hesaba katmamıştı iktidar. 

Bir de şu apolitik üniversite gençliği nerede saklanmıştı bunca zaman? Hani Teknofest gençliği olacaktı bunlar?

Erdoğan yönetimi, kendi iktidarı döneminde doğmuş, onunla büyümüş ancak nasıl oldu, nereden öğrendiyse kendisine öfkeli bu genç kitleden belli ki bu karşı duruşu beklemiyordu. 

Yolların kapatılması, metroların kısıtlanmasını dinlemeyen, düşündüğü kadar konformist olmayan bir kitleydi bu. Gezi eylemlerinden sonra kökünü kazıdığını düşündüklerinin çocukları, kardeşleriydi bunlar. Vazgeçmemişlerdi. Üstelik arkalarında suçlayabileceği “dış mihrak” falan da görünmüyordu. Öyle olsa CHP Genel Başkanı çıkıp da Batılılara “Yalnız bıraktınız bizi” der miydi?  

CHP’nin 23 Mart’taki ön seçiminde kendi üyelerinin dışındaki muhalefet seçmeni için bir dayanışma sandığı koyması da beklenmeyen bir hamleydi. Her ne kadar o sandık resmî bir sonuç içermese de, AKP’liler sonucunu hafife almaya çalışsa da muhalefet seçmenine durduk yerde dinamizm aşılandı.