Hiç dedikodu yapmadığını iddia edebilen var mıdır? Dedikodu büyülü bir tuzak gibi. Ne kadar kaçsanız da illaki bir noktada kapılmışsınızdır. 

TDK dedikoduyu “başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılan konuşma, laf” olarak tanımlıyor. Ve bu çekiştirme davranışı neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Çünkü ne toplumda ne de dinde hoşgörülüyor.

Genelde pek sevilen bu aktiviteyi ayıplayan atasözünden de bol bir şey yok: 

“Çocuğun olduğu yerde gıybet olmaz”, “Başkasına kara çalan, kendi başını karartır”, “Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi çarığının içine bak.” 

Ama işte, insanlar bazen kendi çarığında hapsolmaktan usanıyor. Bir başkasınınki hep daha konuşulası geliyor. Olayın gizli saklılığı da yasaklı bir haz yaratıyor. Hem de adınızın dedikoducuya çıkması ya da arkadaşlıklarınızın yara alması gibi risklerine rağmen…

İzlemekten utanç duyduğunuz ama zevk de aldığınız reality show’lar ve magazin programları da dedikodunun başka formları. Gazetelerin de bu kategoriye girme potansiyeli var, çünkü Yaşar Kemal’e göre “Gazeteler birazcık kendilerini tutmasalar bütün sayfalar dedikodu yazılarıyla dolar."

İyi de, ya her dedikodu kötü ve yıkıcı değilse… 

Dedikodunun sosyal hayatımıza ve çevremize iyi gelen tarafları da olamaz mı örneğin? Peki iyi dedikodu nasıl yapılır? Sadece kadınlar mı dedikoducudur? Bu soruların cevabı sizi şaşırtabilir. 

İlk medeniyetler dedikoducuydu

Yazar Roger Wilkes’e göre dünya üzerindeki ilk dedikodu 3500 sene önce kaydedilmiş. “Milattan önce 1500 yılı Mezopotamya'sına ait çivi tablet, bir belediye başkanının evli bir kadınla yaşadığı ilişkiyi anlatıyor.” diyor Wilkes.   

Mezopotamya'dan Antik Roma’ya geldiğimizde, dedikodunun köşe yazılarına konu olduğunu görüyoruz. Marcus Valerius Martialis, o dönemin epigram yazarlarından. Kendisi, içine dedikodu da serpiştirdiği kısa ve esprili şiirler yazmasıyla ünlü.

Bu sırada sözlü ve yazılı dedikodunun tarihte yaşanan olayların günümüze taşınması için bir araç olduğunu da unutmamak lazım. 

Dedikodunun cinsiyetçi klişeleri

Orta Çağ’a geldiğimizde ise işler biraz değişiyor. O zamana kadar topluma faydalı olan ve pozitif anlam yüklenen dedikodu sanatı, 16. ve 18. yüzyıl arası Avrupa’da yaygın olan cadı avları ile bağdaştırılıyor. 

Dedikodu yapan kadınların adı cadıya çıkıyor ve bazı işkence aletleriyle konuşmalarına mani olunuyor. Bu dönemde yaşananlar, dedikoduyu sadece kadınların yaptığı genellemesini doğuruyor.

İbre erkeklere çevrildiğinde ise tarih biraz ikiyüzlü davranıyor. 17 ve 18. yüzyıllarda İngiliz kahvehanelerinde muhabbet eden erkeklerin konuşmaları, nedense dedikodu olarak etiketlenmiyor. 

Ne de olsa onlar erkek ve “ciddi” konulardan bahsediyorlar…

Kadınların yaptığını dedikodu, erkeklerinkini ise entelektüel sohbet olarak belirleyen bu basmakalıp düşünce, ne yazık ki geçen yüzyıllara rağmen hâlen süregidiyor.

Dedikodu deyince aklınıza kahve içerken fısıldayan kadın grupları gelmemeli. Çünkü erkekler de dedikodu yapıyor, ama bundan çok bahsedilmiyor.

Dedikodu temalı 100 Google fotoğrafını analiz eden bir araştırmaya bakıldığında, fotoğrafların %62’sinin kadınları, sadece %7’sinin erkekleri içerdiği görülüyor. Bir diğer araştırma ise kadınlar ve erkeklerin, konuları farklı olmasına rağmen, aynı seviyede dedikodu yaptığını gösteriyor.  

Aynı araştırma, kadınların genelde fiziksel görünüş ve sosyal ilişkiler hakkında dedikodu yaptığını söylüyor. Kötü anlamda olduğunu düşünmeyin, kadınların pozitif dedikodu yapma oranı, erkeklere göre daha yüksek. 

Erkekler ise çoğu konu hakkında üstü kapalı konuşuyorlar, bu sohbetleri “erkek muhabbeti” etiketine yedirerek dedikodudan kaçtıklarını zannediyorlar. 

Dedikodu sanatı mı? O da ne?

Kadın, erkek farketmez. Herkes bunu yapıyor. İş itiraf etmeye gelince de, çoğu sessiz kalıyor.

Halbuki dedikodu, doğru ve sağlıklı yapıldığında toplum için faydalı. Dedikodu olmasaydı, ilk medeniyetlerden günümüze sosyal grupların sürdürülebilirliği ve kişiler arası bilgi alışverişi de mümkün olmazdı. 

Ancak dedikoduyu kiminle yaptığınız, bu “sanata” ne kadar hakim olduğunuzu belirleyen bir faktör. Meseleyi “dedikodu sanatı” olarak ele alan Guardian’ın bir makalesi, tam da bunu, yani bu sanatın nasıl ve kimlerle yapılması gerektiğini anlatıyor. 

Makaleye göre, dedikodu yaptığınız kişi güvendiğiniz ve değer verdiğiniz biri ise, bu aktivite aranızdaki bağı güçlendiriyor. Ancak güvendiğiniz ve değer verdiğiniz biri hakkında başka biriyle dedikodu yaparsanız, bunun taşıdığı risk de daha yüksek oluyor. 

Durham Üniversitesi’nden Maria Kakarika’nın önerisi ise, “pozitif dedikodu.” Pozitif dedikodu, insanların arkasından onlara iltifat etmek ya da yaptıkları güzel şeyler hakkında konuşmak demek. Bu, konuştuklarınız dedikodusunu yaptığınız kişinin kulağına giderse, onda olumlu bir yer bırakmanızı da sağlıyor.

Tabii her dedikodu pozitif olamaz. Ama negatif dedikoduların da kimi zaman faydası var. Diyelim ki mobbinge ya da tacize maruz kaldığınız bir ortamdasınız. Bu durumda iş arkadaşlarınızla, size bu davranışları sergileyen kişi hakkında dedikodu yapmanız, hayat kurtarıcı olabilir. Zaten bu gibi durumlar dedikodu olarak yaftalanmaktan ziyade, öz savunma için yapılan bir çeşit ifşalama hareketi olarak görülmelidir. 

Eğer hakkınızda dedikodu yapılıyorsa ve kulağınıza geldiyse, top bu sefer sizde. Herkesin kendi ahlaki pusulası ve kendileri için neyin kabul edilebilir olup olmadığına dair kuralları ayrı. Ama bize soracak olursanız; hızlı hareket etmeyin, vereceğiniz tepkinin büyüklüğüne karar verin ve kaynağın güvenilirliğini iyice sorgulayın deriz.

En nihayetinde de dedikodunun salt kötü olmadığını bilin. Tuzlu karamel gibi, tatlı-ekşi soslar gibi bir tadı ve işlerliği var bu aktivitenin.

🗣️
Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn'ı abonelikle destekle!
Bağlantı kopyalandı!

Yazan:

Selin Öztunçman

Selin Öztunçman

Londra’da Gazetecilik okudu. Yazılarında günümüzün kültürel, sosyal ve politik dinamiklerine farklı bir bakış açısı sunmaya çalışıyor.