“Sen Fatih’in torunu ben Deli İbrahim’in
Sen düzenin adamı bense memleketimin
Berrak suyu bulandırma sen taze ümit düşmanı”

Volkan Konak’ı hiç beklemediğimiz, onun gibi cesur insanlara en çok ihtiyaç duyduğumuz bir anda kaybettik. Bir sanatçı olarak Konak hem bütün Türkiye tarafından sevilen, hem de doğru bildiklerini söylemekten sakınmayan bir neslin temsilcilerindendi. Müziğiyle, sıcakkanlılığıyla, tavırlarıyla insanların gönlünde kendine çok özel bir yer edinmiş Volkan Konak’ı benim açımdan ilginç kılan, onun yüreklerimize işleyen, ciğerlerimizi delen türküler yakmış olmasıdır. Bununla birlikte annemin, babamın ve onların kuşağının Volkan Konak’a olan büyük sevgisi benim ona olan muhabbetimi artırmıştır. Çok basit gibi gelebilir ama hayatları, zevkleri ve alışkanlıkları açısından birbirinden ayrı düşen kuşakları bir araya getirebilmek hem çok güzel, hem de çok özel insanların sahip olduğu bir meziyet.

Volkan Konak hayatıma ilk defa 1993 yılında çıkan Hey Gidi Karadeniz adlı şarkısıyla girdi. Her ne kadar 90’lı yıllarda bir pop müzik patlaması yaşanmış, çok fazla sayıda albüm yayımlanmış olsa da, bu yıllarda şarkıların günümüze göre çok daha yavaş bir sosyal hayatı vardı. Bir şarkının dinleyiciyle buluşması bazı durumlarda yıllar alırdı. Bu durum şimdiki gibi radyodaki ya da televizyondaki bir karşılaşmaya, bazen de bir arkadaş tavsiyesine bakardı. Bazen de bir kasetçi önünden geçerken, kasetçinin yüksek sesle çaldığı bir şarkıya sirenlere kapılan denizciler gibi kapılıverirdiniz. Şarkının sesi sizi dükkanın içine, yaşayan bir Shazam’e doğru çekerdi, şarkının ismini sorduğunuzda elinize kasedi tutuşturuverirlerdi.

Hey Gidi Karadeniz şarkısını ilk defa ne zaman duyduğumu hatırlamamakla birlikte, şarkının melodisine adeta gark olduğum zamanı çok iyi hatırlıyorum. 1997 senesi 19 Mayıs’ında yüzlerce liseliyle birlikte bu şarkı eşliğinde yapılan bir gösteride yer almıştım. Bir yandan güneşin altında saatlerce süren provalar, bir yandan koreografiyi hazırlayan beden öğretmenlerinin sert tutumu, bir yandan ergenlik derken bu süreçte epey zorlandığımızı hatırlıyorum. Her ne kadar çok sevdiğimiz bir şarkı olsa da, bir daha bu şarkıyı uzun süre dinleyemeyeceğimizi konuştuğumuzu hatırlıyorum.

Şarkıyı bir daha hiç dinlemedim. Ta ki, bu yazıyı yazmak için Konak’ın şarkılarını ve albümlerini tekrar dinlemeye başlayana kadar. Efulim albümünden başladım, Hey Gidi Karadeniz çalmaya başlayınca birden olduğum yere mıh gibi çakıldım kaldım, aklımdan silinip giden bütün bu anılar birden aklıma bir sel gibi hücum etmeye başladı. Aklım birden geçmişten gelen, uzun süredir hatırıma gelmemiş hatıralarla dolup taşarken bir yandan da melodinin her kıvrımında şarkının ne kadar güzel olduğunu hatırladım. Bir yandan Volkan Konak’ın nasıl bir sanatsal doyum yaşadığını düşündüm. Bu kadar güzel bir melodi bulmuş olmanın ve bu melodinin milyonlarca insan tarafından sevilmesinin nasıl bir his olduğunu hayal ettim.

Bir müzik öğretmeniyle değişen hayat

Volkan Konak’ın hayatı, Maçka’ya sürülen solcu bir müzik öğretmeninin ondaki müzik yeteneğini keşfetmesiyle değişir. Öğretmeni Konak’ı İstanbul’a getirir ve genç Volkan öğretmeninin teşvikiyle 1983 yılında konservatuvara girer. Konak burada beş yıl boyunca bağlama eğitimi alır ve 1988 yılında mezun olur. Konak okulu bitirdikten bir yıl sonra, kendi derlediği türkülerden oluşan ve pek bilinmeyen, “Suların Horon Yeri” adlı bir albüm çalışmasına imza atar. Konak’ın bu albümünde iki ana damarın olduğunu görürüz. Bunlardan ilki, TRT soundunun ve bağlama takımı tınılarının ağırlıklı olduğu kayıtlar; ikinci damar ise Konak’ın kemençe eşliğinde söylediği, yerel ve geleneksel icracılara yakınsayan Ceylan Gibi Bakardı, Yazi Yazarum Yazi, Varun Söyleyin Anneme gibi kayıtlarıdır. Bu kayıtlarda  Konak’ın yerel tavrı yansıtan ses kullanımı oldukça etkileyicidir. Bu albüme bir kulak vermenizi Konak’ın ‘horon oynama seslerine’ yer verdiği, Yazi Yazarum Yazi adlı horonu dinlemenizi özellikle öneririm.